25 Eylül 2013 tarihli Habertürk manşeti:
ATLAS OKYANUSU'NDA KARADELİK BULUNDU. İÇİNDEN IŞIK BİLE GEÇEMİYOR!
Atlas Okyanusu'nda karadelik bulunmadı. Etki alanı sınırlarının hesaplanması matematiksel olarak karadelikleri andıran girdaplar hakkında yabancı basında yapılan haberler, bu benzetme yüzünden Haber Türk tarafından yanlış yorumlandı. Haberde ışığın bile bu girdaplardan geçemediği bilgisi de elbette yanlış.
Girdaplar okyanusta yer değiştirdikçe beraberinde taşıdıkları tuz ve planktonların okyanus habitatı için önemli olduğu düşünülüyor. Benzer bir şekilde, petrol sızıntısı gibi girdaplarla dolaşabilen deniz kirliliğinin dağılımı hesaplanabiliyor. HaberTürk yazmamış, bari neden bir haber değeri taşıdığını biz yazalım.
Bir manşet atarken, dünya üzerinde uzay-zamanı bükmek de mi umrunuzda değil :( ?
20 Ekim 2013 Pazar
11 Ekim 2013 Cuma
Nobel Getiren Çalışmaya Bir Cümlelik Mükemmel Özet
Bu sene kimya alanında Nobel ödülü Amerikalı Martin Karplus, Michael Levitt ve Arieh Warshel'e verildi.
Sabah gazetesinin bu üç araştırmacıya Nobel getiren bilimsel çalışmalarla ilgili yorumunu görelim:
Bu bilgisayar ortamı kimya camiasına çok iyi geldi. Topların ve çubukların gitmesi iyi bir çığır oldu.
Başka da hiç bir açıklama yok çalışmanın önemine dair.
Bu titiz haber için teşekkürler Sabah.
Kendisi de bizzat karmaşık kimyasal süreçlerin bilgisayarda hesaplamalı simülasyonunu yapan kimya mühendisi Şölen Ekesan'a bu gammazlık için teşekkürler!
Söz konusu bilimadamlarının, kimyayı bilgisayar ortamına aktararak plastik top ve çubuklarla yapılan modellemeleri ortadan kaldırarak bu alanda çığır açtığı belirtildi.OH BEEEE! Neydi öyle o plastik toplar, çubuklar. Belimiz bükülüyor molekülü yapacağız diye, yapıyoruz bir çubuk parçası kanepenin altına kaçmış oluyor, işin yoksa ara dur. Gözümüz de görmüyor.
Bu bilgisayar ortamı kimya camiasına çok iyi geldi. Topların ve çubukların gitmesi iyi bir çığır oldu.
Başka da hiç bir açıklama yok çalışmanın önemine dair.
Bu titiz haber için teşekkürler Sabah.
Kendisi de bizzat karmaşık kimyasal süreçlerin bilgisayarda hesaplamalı simülasyonunu yapan kimya mühendisi Şölen Ekesan'a bu gammazlık için teşekkürler!
9 Ekim 2013 Çarşamba
Bu Üniversiteyi Başımın Üzerinde Taşırım!
Bu sabah güne uyandığımızda, bütün ana akım medya kuruluşlarının sayfalarında (Hürriyet'in ana manşeti de dahil olmak üzere) patriotizm, reklam ve bilim en şık şekilde harmanlanmış, haber yapılmıştı.
Daha önce Erke dönergeci ile yaşadığımız heyecanın bir benzeri, bu sefer Rize'den göz kırpıyordu. İşte farklı gazetelerde, hemen hemen aynı şekilde muştulanan büyük gelişme:
Milliyet: Türk Doktordan Büyük Buluş
Hürriyet: Tüm Kanser Hücrelerini Öldürmeyi Başardı
Habertürk: Kanserin Yüzde Yüz İlacını Bulduk
Zaman: Kanserin Yüzde Yüz İlacını Bulduk
Star: Kanserin İlacı Bulundu
Kısaca, Rize Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Farmakoloji Anabilim dalı başkanı Halis Süleyman, adını sır gibi sakladıkları bir bitkinin, kanser hücrelerini %100 öldürdüğünü, bu şekilde mide ve pankreas kanserini yendiklerini açıklıyor. Bitkinin adı sır gibi saklanıyor. Türkiye'de devletten destek bekleniyor, 'malesef tıp alanında ülkemizdeki üretim politikası sıfır!' diye şikayet ediliyor. Kısacası Halis Süleyman'a destek verseniz, şimdiye Nobel ödülü Rize Bilim Müzesi'ndeki haklı yerini almış, Rize sokaklarında parkeler Nobel'den gelen para ile döşenmişti.
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi'nin geçmişte 50 yıl önceki araştırmaları basın bülteni olarak yayınladığını ve sigaranın sağlığa zararlı olduğunu tekrar keşfettiğini daha önce bu blogda işlemiştik. Bu sefer de henüz yayınlanmamış bir bilimsel çalışma ile sağlık endüstrisinin paradigmalarını değiştireceklerini duyuruyorlar. Anlayışla karşılıyoruz, yeni kadro kupaya odaklanmış, Halis Süleyman üniversiteye bağlılık yemini etmiş:
Haberde aktarılan çalışmasına dönecek olursak, Sayın Süleyman, çalışmanızı basmamışsınız, bitkinin ismi bilinmiyor, bütün dünya neden sizin peşinizde olsun? Bütün dünya ruh hastası mı? Öncelikle, hücrelere kolonya dökersek de yüzde 100'ü ölüyor. Kanser hücrelerinin hepsini öldüren bir maddenin, mekanizmasını merak etmediniz mi? Bu konuda çalışmalarınız var mı? Farelerinizin tümör yapma oranı nedir? 'Farelerde kanser gelişmedi!' ne demek? Tümör üretmeye meyilli hayvanların tümör yapmasını mı engellediniz (ki bir şeyi engellediğinizi kanıtlamak daha zor) yoksa mevcut tümörü mü yok ettiniz? Bu çalışmayı ciddiye almayı burada bırakıyoruz. Son olarak, yüzde 100 çalıştı nasıl bir istatistik?
Halihazırda 'ilaç buldum!' dedikten sonra klinik deneylere girip insanlarda test edilen ilaçların sadece 5000'de 1'i yeterince kullanışlı bulunuyor. Kısacası, deneyler gerçekten güvenilirse de şansının 5000'de 1 olduğunun altını çizelim, ve basına yansıyandan çok çok daha temkinli davranılması gerektiğini hatırlatalım. Bütün dünya ilaç devleri böyle bir ilaç için birbirlerini yiyeceklerine, Türkiye'nin ve birbirlerinin kuyusunu kazacaklarına, birleşip altılı ganyan oynarlar. Sadece Türkiye'de değil, halihazırda tüm dünyada laboratuvar aşamalarından başarılı çıkan birçok kimyasal, kanser ilacı olma yolunda eleniyor.
Ana akım medyanın yorum sayfaları ise, yine birbirinden renkli isimlere ev sahipliği yapıyor:
Endişeli bilimsever Hakan: Bu insanlara çok acil sahip çıkılmalı!
Tezcanlı girişimci Can: Üretin derlerse üretiriz ne demek yaa
Realist Abdullah: İyi güzelde be kardeşim bu kanser olayından yılda 1,5 milyon insan ölüyor belki ama o kanserdende kaç milyon insan ve şirketler ekmek yiyor geçim sağlıyor haberin varmı? Kimse sana kolay kolay izin vermez, o buluşun sonu eninde sonunda unutulmaktır bunu unutma.
Adı üzerinde YORUM CANAVARI: Türkiye'nin ve insanların sizin gibi hocalara çok ihtiyacı var....
Bilmiyim yetişmese, kansere çare bulunduğunu sanacağız....
Bir saniye o da nesi, Halis Süleyman 2007 senesinden beri bir çok hastalığa çare buluyor:
Öncelikle, kafamız karıştı. Mide kanserini zaten 2009 yılında ekibiyle yendiiklerini açıkladı. O zaman neden hala ekibiyle beraber mide ve pankreas kanserine ilaç arıyor? Ülser ve ninelerimizin en önemli hastalığı olan 'yağmur yağacak dizlerim ağrıyor' sendromunun da kökü kurutulmuş. Haberleri detaylı okuduk. İlginç bir şekilde ortak noktaları, üç çalışmanın da vücuttaki adrenalin ve kortizon seviyelerine bağlanması.
Neden hala tıp dünyasının bu çalışmalarda bulunan ilaç ve tedavilere yoğunlaşmadığını Amerika'nın büyük oyununa, Tübitak'tan destek verilmemesini insanımızın hiç değer bilmiyor olmasına, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesinin bilim araştırmalarını da tamamen deliliğe bağlayabilirsiniz. Bir sonraki üniversite basın bülteninde görüşmek üzere, şimdilik bu kadar.
Önce kafalarını taşlara vurup, sonra haberi bize ulaştıran İstem Fer, Burak Tekin, Semir Beyaz, Mehmet Akçakaya, Doruk Destan, teşekkürler!
Daha önce Erke dönergeci ile yaşadığımız heyecanın bir benzeri, bu sefer Rize'den göz kırpıyordu. İşte farklı gazetelerde, hemen hemen aynı şekilde muştulanan büyük gelişme:
Milliyet: Türk Doktordan Büyük Buluş
Hürriyet: Tüm Kanser Hücrelerini Öldürmeyi Başardı
Habertürk: Kanserin Yüzde Yüz İlacını Bulduk
Zaman: Kanserin Yüzde Yüz İlacını Bulduk
Star: Kanserin İlacı Bulundu
Kısaca, Rize Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Farmakoloji Anabilim dalı başkanı Halis Süleyman, adını sır gibi sakladıkları bir bitkinin, kanser hücrelerini %100 öldürdüğünü, bu şekilde mide ve pankreas kanserini yendiklerini açıklıyor. Bitkinin adı sır gibi saklanıyor. Türkiye'de devletten destek bekleniyor, 'malesef tıp alanında ülkemizdeki üretim politikası sıfır!' diye şikayet ediliyor. Kısacası Halis Süleyman'a destek verseniz, şimdiye Nobel ödülü Rize Bilim Müzesi'ndeki haklı yerini almış, Rize sokaklarında parkeler Nobel'den gelen para ile döşenmişti.
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi'nin geçmişte 50 yıl önceki araştırmaları basın bülteni olarak yayınladığını ve sigaranın sağlığa zararlı olduğunu tekrar keşfettiğini daha önce bu blogda işlemiştik. Bu sefer de henüz yayınlanmamış bir bilimsel çalışma ile sağlık endüstrisinin paradigmalarını değiştireceklerini duyuruyorlar. Anlayışla karşılıyoruz, yeni kadro kupaya odaklanmış, Halis Süleyman üniversiteye bağlılık yemini etmiş:
Atatürk Üniversitesi'nden Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne geldim. Bu üniversiteyi başımın üzerinde taşımak istiyorum. İnşallah destek alıp bu çalışmalarımızı en kısa zamanda sonuçlandırırız.Destek konusunda oldukça sıkıntı var, sayfa baştan sona şikayetlerle dolu:
Maalesef ülkemizde üretim politikası yok.
Tüm dünyanın peşinde olduğu çalışmaya Türkiye’den gereken destek sağlanmıyor.Genelde duymaktan ve konuşmaktan zevk aldığımız bu 'keyif veren hayıflanma' hali, aslında bir algoritma. Türkiye'den çıkan bilimsel çalışmalar gazeteler tarafından haber yapılırken, rastgele bir biçimde şu cümleler ekleniyor: Bütün dünya bu Türk'ün peşinde, Beyaz Saray bu adamı konuşuyor, O'na Türk lokumu diyorlar, Destek sağlansa Türk sinir hücreleri beyinden taşar dünyayı ele geçirirler, ve benzeri.
Haberde aktarılan çalışmasına dönecek olursak, Sayın Süleyman, çalışmanızı basmamışsınız, bitkinin ismi bilinmiyor, bütün dünya neden sizin peşinizde olsun? Bütün dünya ruh hastası mı? Öncelikle, hücrelere kolonya dökersek de yüzde 100'ü ölüyor. Kanser hücrelerinin hepsini öldüren bir maddenin, mekanizmasını merak etmediniz mi? Bu konuda çalışmalarınız var mı? Farelerinizin tümör yapma oranı nedir? 'Farelerde kanser gelişmedi!' ne demek? Tümör üretmeye meyilli hayvanların tümör yapmasını mı engellediniz (ki bir şeyi engellediğinizi kanıtlamak daha zor) yoksa mevcut tümörü mü yok ettiniz? Bu çalışmayı ciddiye almayı burada bırakıyoruz. Son olarak, yüzde 100 çalıştı nasıl bir istatistik?
Halihazırda 'ilaç buldum!' dedikten sonra klinik deneylere girip insanlarda test edilen ilaçların sadece 5000'de 1'i yeterince kullanışlı bulunuyor. Kısacası, deneyler gerçekten güvenilirse de şansının 5000'de 1 olduğunun altını çizelim, ve basına yansıyandan çok çok daha temkinli davranılması gerektiğini hatırlatalım. Bütün dünya ilaç devleri böyle bir ilaç için birbirlerini yiyeceklerine, Türkiye'nin ve birbirlerinin kuyusunu kazacaklarına, birleşip altılı ganyan oynarlar. Sadece Türkiye'de değil, halihazırda tüm dünyada laboratuvar aşamalarından başarılı çıkan birçok kimyasal, kanser ilacı olma yolunda eleniyor.
Ana akım medyanın yorum sayfaları ise, yine birbirinden renkli isimlere ev sahipliği yapıyor:
Endişeli bilimsever Hakan: Bu insanlara çok acil sahip çıkılmalı!
Tezcanlı girişimci Can: Üretin derlerse üretiriz ne demek yaa
Realist Abdullah: İyi güzelde be kardeşim bu kanser olayından yılda 1,5 milyon insan ölüyor belki ama o kanserdende kaç milyon insan ve şirketler ekmek yiyor geçim sağlıyor haberin varmı? Kimse sana kolay kolay izin vermez, o buluşun sonu eninde sonunda unutulmaktır bunu unutma.
Adı üzerinde YORUM CANAVARI: Türkiye'nin ve insanların sizin gibi hocalara çok ihtiyacı var....
Bilmiyim yetişmese, kansere çare bulunduğunu sanacağız....
Bir saniye o da nesi, Halis Süleyman 2007 senesinden beri bir çok hastalığa çare buluyor:
Öncelikle, kafamız karıştı. Mide kanserini zaten 2009 yılında ekibiyle yendiiklerini açıkladı. O zaman neden hala ekibiyle beraber mide ve pankreas kanserine ilaç arıyor? Ülser ve ninelerimizin en önemli hastalığı olan 'yağmur yağacak dizlerim ağrıyor' sendromunun da kökü kurutulmuş. Haberleri detaylı okuduk. İlginç bir şekilde ortak noktaları, üç çalışmanın da vücuttaki adrenalin ve kortizon seviyelerine bağlanması.
Neden hala tıp dünyasının bu çalışmalarda bulunan ilaç ve tedavilere yoğunlaşmadığını Amerika'nın büyük oyununa, Tübitak'tan destek verilmemesini insanımızın hiç değer bilmiyor olmasına, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesinin bilim araştırmalarını da tamamen deliliğe bağlayabilirsiniz. Bir sonraki üniversite basın bülteninde görüşmek üzere, şimdilik bu kadar.
Önce kafalarını taşlara vurup, sonra haberi bize ulaştıran İstem Fer, Burak Tekin, Semir Beyaz, Mehmet Akçakaya, Doruk Destan, teşekkürler!
24 Eylül 2013 Salı
NTV Bilim'den Mesleki Nirvana
NTVMSNBC, Bilim sayfasında inanılmaz bir haber çıkıyor bugün:
Astrolog Dinçer Güner, Türkiye'de 23 Eylül 2013'te başlayan ekinoksun siyasete ve yaşantımızın diğer yönlerine etkilerini yorumluyor, NTV Bilim de bu haberi başköşeye koyuyor. Şaşkınlık içerisindeyiz, sanki ekinoksun değil, kıyametin şafağına uyanmış gibiyiz.
Gelin birkaç alıntı ile bu kutlu günü taçlandıralım:
Girizgah: ''Güneş ışınlarının ekvatora dik vurması sonucunda, çemberin kutuplardan geçtiği an olarak adlandırılan 23 Eylül tarihli Sonbahar Ekinoksu, bugünden itibaren burçlar üzerinde etkisini gösterecek.''
Görüldüğü gibi, ya içindesiniz çemberin, ya da dışında yer alacaksınız.
Korkmayın, kutuplardan geçen çemberden kastetilen, aydınlanma çemberi. Bu blogda hep belirtildiği gibi, birşeyin açıklamasını düzgün yapamayacaksanız, lütfen açıklamayın ki, insanlar merak ediyorlarsa doğru bilgiye ulaşabilsinler.
Gelişme: ''Terazi hava grubu olan Terazi burcunda ilk değişimin havada meydana geldiğini belirten Dinçer, “Terletici Aslan döneminin yaz sıcağı, yerini ılık sonbahara bırakır ve yeni bir mevsimsel süreç başlar” açıklmasını yaptı.''
Ülkemizde dört mevsimin nasıl işlediğini, yazın sıcak olduğunu, bunun Aslan burcunun bizi terletmesiyle bir alakası olmadığını az çok biliyoruz. Asıl merak ettiğimiz, burçların evrensel olduğunu elbette varsaydığını düşündüğümüz Astrolog Dinçer Bey'in, hava grubu Terazi'nin Ümraniye ve Bağcılar gibi semtlerimizde ılık sonbaharı getirirken, bunu Kenya veya Singapur gibi yıl boyu sıcak iklimlerde neden yapmadığına dair açıklamaları. Bütün bunların yanında, terleten Aslan burcunun, güney yarım kürede terletmediği duyumları doğru mu? Bu konuda bilimsel araştırmalar yapıldı mı?
Sonuç: ''Güner, “Bu ekinoksta kısacası bir tane tutulma yaşayacağız. Koç burcundaki bu tutulma çok önemli. Amerika-Suriye arasındaki gerginlikle, Türkiye’nin ve Rusya’nın da dahil olduğu bir süreç var. Koç burcundaki bu tutulma şuan sakinleşen ortamı yeniden tetikleyecek. Kısacası bu ekinoks siyasi alanda biraz zorlu geçebilir” dedi.''
Fakat bu da çok güzel bir analiz.
Keşke NTV siyasete koysaydınız.
Bilim kimse okumuyor diye, bilime atıyorsunuz değil mi?
Herkese bol ışıklı günler dileriz.
Not: Haberi taze getiren Doruk Destan ve Fatma Akın'a teşekkürler!
Not: Haberi taze getiren Doruk Destan ve Fatma Akın'a teşekkürler!
17 Eylül 2013 Salı
Türkiye'de Nobel Saplantısı
Aralık 2011'de Radikal gazetesinde yayınlanan haber, Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde beyin cerrahı olan ve laboratuvarında beyin tümörü olmak üzere çeşitli konularda araştırma yapan Murat Günel'in Türkiye'nin genetik araştırmaların üssü olacağına dair açıklamalarına yer veriyor. Üsse iniş yapıyoruz ve haberde şu paragraf ile karşılaşıyoruz:
Radikal'e göre Dr. Günel, ''ekibiyle birlikte insan genetik şifresini oluşturan DNA hücrelerindeki proteinleri kodladı''. Bu kadar potpori ancak Hülya Avşar Şov'da veya 90'ların yılbaşı televizyon programlarında olur.
DNA hücresi terimi, biyoloji tarihinde görülmemiştir. Yazmaya utanıyoruz, DNA, hücre çekirdeğinde bulunan bir moleküldür.
DNA'nın ekson denilen kesitleri, hücredeki proteinleri kodlar. Proteinler, Dr. Güner ve ekibi tarafından değil, DNA tarafından kodlanmaktadır.
Dr. Güner ve ekibi, bu kodu 'okuyabilirler'.
Son olarak, Türkiye'de medyanın kanayan yarası, 'Nobel' takıntısına değinelim.
Yurt dışındaki her Türk bilim insanına 'Nobel getirecek!' beklentisi yüklenmemelidir, Nobel ödülü almadan da çok önemli bilimsel işler çıkartılabilir. Haberleri 'DNA hücrelerindeki proteinleri kodladık' diye yazıp, yolda gördüğünüz her bilim insanına 'onu geç de....ya peki Nobel?' diye sormak, hali hazırda yaptıkları güzel işleri malesef doğru aktaracak kadar bile önemsemediğinizi gösterir. Dr Günel, adının Nobel ile anılmasına (anılmıyor) bahsedildiği gibi mütevazi bir gülümseme ile değil, tahminen Bengay tedavisi gerektirecek kadar gergin ve zorlama bir gülümsemeyle yanıtlamıştır.
13 Ağustos 2013 Salı
Arabesk Dinleyen Tavuk 'Allah!' Diyor
Prensip olarak uçuk derecede abzürt bilim ve sağlık haberlerine bu blogda yer vermiyoruz, hem haberin kendisinden daha komik bir şey yazılamayacağı için, hem de çok hatalı haberlerin neresinden tutacağımızı bilemediğimiz için.
Fakat habervaktim sitesindeki son sağlık haberi, uzmanlık alanımıza dahil olduğu için yazmaya karar verdik (Nasıl girdiğim belli olmayan bu birinci çoğul şahıs uslubu bırakayım ve açıklayıcı parentezi açayım, tavuk ve fare dahil birçok farklı türde embriyoloji/genetik çalışıyorum, bir tavuk çiftliğim olmasa da her gün Namlı Kahvaltı Salonu'nun omlet şefinden daha fazla yumurta kırıyorum).
Habervaktim'in manşeti, haberi özetliyor: Allah Lafzı Yazan Yumurtalar.
Kısaca, Tekirdağ'da bir çiftlikte, üzerinde Allah yazan yumurtalar çıkıyor. Çiftlik sahibi, bu yumurtalardan her gün 3-4 tane bulduklarını belirtiyor.
Allah yazan domates, karpuz, hatta insan beyin MR'ı haberlerini geçmişte okumuş ve arkadaşlarımıza, aile dostlarımıza komiklikler yapmıştık. Korkarım bu sefer habervaktim gazetesi ekibinden Tekirdağ çiftlik sahibine ve il müftüsüne kadar herkes ciddi:
Bu arada haberin finali tabii ki hayalkırıklığına uğratmıyor:
Not: Haberin içindeki Deniz Feneri Derneği reklamından sonra kendimize sormamız gereken soru, bu sitenin içindeki haberlerin doğruluğuna dair neden herhangi bir beklentimiz olduğudur.
Fakat habervaktim sitesindeki son sağlık haberi, uzmanlık alanımıza dahil olduğu için yazmaya karar verdik (Nasıl girdiğim belli olmayan bu birinci çoğul şahıs uslubu bırakayım ve açıklayıcı parentezi açayım, tavuk ve fare dahil birçok farklı türde embriyoloji/genetik çalışıyorum, bir tavuk çiftliğim olmasa da her gün Namlı Kahvaltı Salonu'nun omlet şefinden daha fazla yumurta kırıyorum).
Habervaktim'in manşeti, haberi özetliyor: Allah Lafzı Yazan Yumurtalar.
Kısaca, Tekirdağ'da bir çiftlikte, üzerinde Allah yazan yumurtalar çıkıyor. Çiftlik sahibi, bu yumurtalardan her gün 3-4 tane bulduklarını belirtiyor.
Allah yazan domates, karpuz, hatta insan beyin MR'ı haberlerini geçmişte okumuş ve arkadaşlarımıza, aile dostlarımıza komiklikler yapmıştık. Korkarım bu sefer habervaktim gazetesi ekibinden Tekirdağ çiftlik sahibine ve il müftüsüne kadar herkes ciddi:
Edinilen bilgiye göre, merkeze bağlı Nusratlı köyünde tavuk çiftliği bulunan 52 yaşındaki Adnan Arsu'ya bir müşterisi, marketten aldığı yumurtanın üzerinde Arapça olarak Allah lafzının yazdığını söyledi. Çiftlikteki yumurtaları kontrol eden Arsu, çok sayıda yumurtanın üzerinde Allah yazısının olduğunu gördü. Üzerinde Allah yazan yumurtaları alan Arsu, yumurtaları Tekirdağ Müftüsü Mahmut Gürlen'e gösterdi. [...] Aksu, "Yumurtalardaki yazıyı görünce Tekirdağ Müftüsü'ne götürdüm. Müftü bey de Allah yazdığını doğruladı. İlk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorum. 1 yumurtada 4 tane Allah yazıyor. Tavuk sanki Allah'ı zikreder gibi 4 kez Allah yazıyor. İnanan, inanmayan insanlar görsün diye herkesle paylaşıyoruz" dedi.Tavuğun kıçına monte edilmiş bir Allah kaligrafik baskısı fikri, hayranlık uyandırıcı olmaktan çok, rahatsızlık verici düzeyde. Üzücü olansa, çiftlik sahibinin yumurta şeklindeki bozuklukları görünce tavuklarının sağlığından endişe etmiş olmaması. Sayın Arsu, yumurta kabuğunun yüzeyindeki şekil bozuklukları, ya size her gün o 3-4 yumurtayı veren tavukların çok yaşlı olduğu, ya da tavuklarınızda bir enfeksyon olabileceği anlamına gelir (umarız bulaşıcı bir adenoviral hastalık olan Yumurta Düşürme Sendromu değildir, yoksa önümüzdeki aylarda yaşayan tavuk ve yumurta sayısında ciddi bir düşüş olabilir).
Bu arada haberin finali tabii ki hayalkırıklığına uğratmıyor:
Merkeze bağlı Nusratlı köyünde yer alan çiftlikte 20 bin tavuk günde 16 bin ila 17 bin arasında değişen yumurta veriyor. Çiftlikteki tavuklara, gün boyu arabesk müzik dinletiliyor.İçinizde zehir gibi olanlarınız bağlantıyı çoktan çözmüştür: Arabesk müziğin içindeki 'arap' kelimesi nedeniyle Allah'a daha yakın olduğunu, ve gün boyu bu müziğe maruz kalan tavukların neden aşk ile Allah'ın adını zikrederek yumurta çıkardıklarını şimdi anladınız mı?
Not: Haberin içindeki Deniz Feneri Derneği reklamından sonra kendimize sormamız gereken soru, bu sitenin içindeki haberlerin doğruluğuna dair neden herhangi bir beklentimiz olduğudur.
8 Haziran 2013 Cumartesi
Somon Firarda
Son günlerde #geziparki direnişi sebebiyle habercilik standartları konusunda ağır tepkiler alan NTVMSNBC'de yayınlanan son bilim haberine bakalım:
'Genetiği değiştirilmiş somon balıkları firar etti.'
Bir de, aynı haberin iki alt paragrafta kendi kendini fesh etmesini okuyalım:
'...kısırlaştırılmış dişi balıkların karadaki su tanklarında tutulduğunu, bu nedenle bu riskin gözardı edilebilecek kadar küçük olduğunu belirtti.'
Balıklar kısır. Ve karadaki tanklarda tutuluyor. Balıkların 'kaçması' gibi bir risk yok, üstelik böyle bir olay olmamış. Bir bilim haberinin kendi kendini fesh etmesini daha önce Milliyet gazetesinin büyük göğüslerle ilgili haberinde görmüştük.
Gerçek hayatı yeterince heyecanlı bulmuyor musunuz? Çılgın deneyler, felaketlerle sonuçlansın mı istiyorsunuz? Hiçbir gerçeklik size tat vermiyor mu? O zaman hayatı NTVMSNBC'nin yalan manşetlerinden takip edin, tattan tada koşun.
'Genetiği değiştirilmiş somon balıkları firar etti.'
Bir de, aynı haberin iki alt paragrafta kendi kendini fesh etmesini okuyalım:
'...kısırlaştırılmış dişi balıkların karadaki su tanklarında tutulduğunu, bu nedenle bu riskin gözardı edilebilecek kadar küçük olduğunu belirtti.'
Balıklar kısır. Ve karadaki tanklarda tutuluyor. Balıkların 'kaçması' gibi bir risk yok, üstelik böyle bir olay olmamış. Bir bilim haberinin kendi kendini fesh etmesini daha önce Milliyet gazetesinin büyük göğüslerle ilgili haberinde görmüştük.
Gerçek hayatı yeterince heyecanlı bulmuyor musunuz? Çılgın deneyler, felaketlerle sonuçlansın mı istiyorsunuz? Hiçbir gerçeklik size tat vermiyor mu? O zaman hayatı NTVMSNBC'nin yalan manşetlerinden takip edin, tattan tada koşun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)