29 Haziran 2014 Pazar

Hoşgeldin Ramazan- Sağlık Haberlerinde Ramazan Klasikleri

11 ayın sultanı Ramazan'ın gelmesiyle gazetelerin sağlık sayfalarındaki yalan haberler, iftar videolarında hızlı çekimde açan güller gibi pörtlemeye başladı. 


(Resim: Ramazan ayında sağlık haberlerinin durumu, temsili)


Sabah gazetesi, 28 Haziran tarihli haberinde 'Ramazan'da arı sütü tok tutar' manşetini atıyor.

Haberin devamı şöyle:

Yrd. Doç. Dr. Kekeçoğlu, arı sütünün midedeki pepsin ensimleriyle sindirildiğini, insanları tok tutma yönünde etki oluşturduğunu belirterek, 'İnsanlar, oruç tutarken gün boyu uyuyarak geçiriyor, zorlanıyor ama arı sütü tüketirse buna gerek kalmayacak' dedi.
Arı sütünün midedeki pepsin enzimiyle sindirilmesinde haber değeri taşıyan bir durum yok. Pepsin midede proteinleri parçalayan 3 enzimden biri olduğu için (diğer proteolitik enzimler: tripsin ve kimotripsin), içinde protein olan herhangi bir besin tükettiğimzde (yani neredeyse her öğünde) pepsinin devreye girmesi olağanüstü bir durum teşkil etmiyor. Dolayısıyla bu giriş cümlesi, ne arı sütünün doygunluk hissi yaratması konusunda, ne de başka bir besin yerine arı sütünü tercih etmemiz konusunda bizi ikna edebiliyor.

Devam edelim:
Kekekçoğlu, arı sütünün başka ürünlerde olmayan birçok özelliği bulunduğunu söyledi. Arı sütünün mineraller, vitaminler, karbonhidratlar ve proteinler gibi sayılamayacak kadar besin içerdiğini anlatan Kekeçoğlu, içeriği sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirdiğini dile getirdi.
Mineraller, vitaminler, karbonhidratlar ve proteinler iddia edilenin aksine birçok besinde farklı kombinasyonlar ve oranlarda bulunuyor. Üstelik, mineral ve vitaminlerin bizi uzun süreli tok tutmada hiçbir rolü olmadığı gibi, karbonhidratların bu yönde ancak zararı olabilir. Arı sütünün bağışıklık sistemine faydalı etkileri, içinde barındırdığı B vitaminleri ile mümkün olabileceği gibi (yoktur diyemeyiz) henüz tıbbi literatürde geniş oranda kabul görmüş değil.
''Çocuk sahibi olmak, biliyoruz ki bayanlar için çok önemli" diyen Kekeçoğlu, "Arı sütü bunlara iyi geliyorsa, bedeli çok görülmeyecektir. Bayanlarda özellikle yumurtlama gücünü arttırıyor. Erkeklerden çok, bayanlarda görülen 'östrojen' dediğimiz hormon vardır. Dolayısıyla bayanlara şiddetle öneriyorum.
Şimdi yeni bir kulvara girdik, o da 'gün boyu tok tutan' arı sütünün aynı zamanda kısırlık tedavisinde de kullanılabiliyor olması. Tıbben kesinlikle kabul görmemiş, daha çok holistik ve new age tedavilerde, güvenilirliği ve güvenliği test edilmeden önerilen yüzlerce yöntemden biri olan arı sütü kısırlık tedavisi, Sabah gazetesi tarafından araya 'östrojen' ve 'yumurta gücü' gibi okuyanların aklını çelecek anahtar kelimelerle sağlık sayfasında yayınlanıyor.

1. Arı sütü yemenin kısırlığı tedavi ettiğine dair hiçbir bilimsel çalışma yok. Pek de güvenemediğimiz 2008 yılına ait bir çalışma, erkek kaynaklı kısırlık sebebiyle hamile kalamayan çiftlerde kadının vajinasına arı sütü ve bal sürülerek hamilelik şansının yükseltildiğini iddia ediyor. Denemek isteyenler Ramazan'dan sonra bu çalışmanın yazarları ile iletişime geçebilir.

2. Mesele östrojense, vücuda östrojeni çok daha etkili şekilde sunabilecek başka besinler var. 'Nedir bunlar???' dediğinizi duyar gibiyim: örneğin soy fasulyesi, örneğin bezelye, örneğin hormonlu süt...Fakat mesele östrojen değil, hala anlamadınız mı???!!! Unutmadan, östrojeni diyetinize katmaya karar vermeden önce, bir doktora gidip vücudunuzun hormon dengesini öğrenmeniz lazım. Östrojenin vücuda zararlı olabileceği birçok sağlık durumu da var.

3. 'Yumurta gücü' ne?

Gelin bu güzel Ramazan haberini Sabah gazetesinin temennisi ile bitirelim:
Arı sütünün fiyatı oldukça pahalı. Bir kilogramı 10 bin lira değerindedir fakat besin içeriği ve faydaları düşünüldüğünde bizim için en önemli şey sağlıktır. Sağlık için harcamayacağımız para yoktur. Sağlık için faydaları düşünüldüğünde bu parayı kimsenin gözü görmeyecektir.
Paçalarından akan yanlış tıbbi bilgileri bir şekilde yine de bilimle bağdaştırmaya çalışan Sabah gazetesi sağlık haberi, bitiriş darbesini bir de bu ürünün pazarlamasını yaparak vuruyor. İngiltere kralı, rahmetli başkan Kennedy, taçsız kral Pele, Backenbauer, kaleci Mayer, Nadia Komanaçi, Brigitte Bardot ve Fenerbahçeli Cemil ! Hepsi şöhretlerini arı sütüne borçludurlar.

Not: Arı sütü ne ola ki? diyenler için, biz de bilmiyorduk baktık. İşçi arıların salgıladığı, jel kıvamında bir salgı. Bütün larvaları ve yetişkin kraliçe arıları beslemek için kullanılıyor.

Nerede o eski Ramazanlar, horoz şekerleri, mahalleliyi apayrı bir heyecana boğan bozacı sesleri. Artık eski Ramazanlardan bize yadigar kalan çok az şey var, bir tanesi de yanlış sağlık haberleri. Gün be gün onlar da tarihe karışacak, çünkü artık Bilim Bilmiyim yalan kokan haberlerin gazını Ramazan coca cola'sı gibi kaçırıyor.



Not: Haberi bulan Baha Uygar Mitat'a teşekkürler!

22 Haziran 2014 Pazar

GALAKTİK CUMHURİYET BU DEHAYI KONUŞUYOR

En sevdiğimiz bilim haberlerinden olan 'küçük dahiler' ve 'Galaksimiz bu Türk'ü konuşuyor' hikayelerinin eşsiz bir harmanlanması 20 Haziran 2014 günü İhlas Haber Ajansı aracılığıyla gazetelerde yerini aldı:


Tekirdağ’ın Şarköy ilçesinde Google ve Facebook’un açıklarını bulan 15 yaşındaki Enis Getmez, Google’dan teşekkür mektubu aldı. 15 yaşındaki Enis Getmez, Google’ın yaşı tutmadığı için abisi Emre Getmez aracılığıyla iş teklifinde bulunduğunu iddia ederek....

Gelin beraber Google'ın teşekkür ve iş teklifi mektubuna bakalım:


O da nesi, bu mektup Google Adsense'ten. Yani, Google'ın kullanıcılara reklam gelirleri payını dağıttığı ağdan yollanıyor. Teşekkür veya iş teklifinden ziyade, yılda onbinlerce kişiye yollanan rutin bir hesap bilgisi. Bir blog veya youtube üyeliğinize Google aracılığıyla reklam servisi eklemek isterseniz, hesabınızda yayınlanan reklamlar için ortalama bir kullanıcı için yılda (sıkı durun) birkaç dolara tekabül edecek reklam geliri sağlayabiliyorsunuz. Bu mektup da, hesap bilgilerine istinaden yollanmış belli ki. Üstelik, mektup afacan hacker Enis'e bile değil, abisi Emre'ye gelmiş. Enis bu olayı 'yaşı tutmadığı için abisine iş teklifi götürülmesi' ile açıklıyor.

Olayın en büyük kurbanı, saflığıyla şimdiden kendi evladı dahil herkesten kazık yiyebilecek gibi görünen baba Getmez:

''3 YIL İÇİNDE 3 LAPTOP PARÇALADI''
Getmez, "Ben ilk zamanlarda çocuk bilgisayarda oynarken oyun oynuyor zannettim. Dedim ’Oğlum derslerine çalış bilgisayarla oyun oynama derslerinden geri kalırsın’ dedim. ’Baba ben bilgisayarla oynamıyorum program yapıyorum’ dedi. Tabi ben anlamadığımdan bu yaştaki çocuklar internette oyun oynar diye düşündüm (Hislerinize güvenin Bay Getmez). Yine bir akşam eve gittiğimde bilgisayar başında gördüm. Oyun oynadığını düşündüm. ’Baba ben bilgisayarda oyun oynamıyorum. Program yazıyorum. Google’nin internet üzerinden düzenlediği yarışmalarda Türkiye birincisi dünya 9. olduğunu ikinci etap düzenlenen yarışmada dünya 3. oldum’ dedi. Ben anlamadığımdan ’nasıl oluyor’ dedim. Bir süre sonra Google’den mektup geldi (Düzeltelim, Adsense reklam faturası geldi). Oğlum kendisini sitelerine yönetici yapmak istediklerini söyledi (Biz Google olarak yöneticilerimizi böyle seçiyoruz, İhlas Haber Ajansı da aynısını yapıyor değil mi? Sizinki kaç yaşında?). Ben de ’Oğlum sen küçüksün bildiklerini söyleme seni kandırırlar’ dedim (Babayı fazla hafife aldık, aslında oldukça temkinli). 4 yıllık üniversite bitirmiş Amerika’da stajyerlik yapmış bilgisayar mühendisleri bile oğlumun bildiğini bilmiyormuş. Daha küçük olduğu için kendi bilgisini kendine saklamasını, önce okulunu bitirmesini tavsiye ettim. Bu 3 yıl içinde 3 tane laptop parçaladı (Parçalayıncaya kadar çalışmak). Tabi bunun yaptığı işlere kullandığı laptoplar yetmiyormuş. Bilmediğimden bana da söyleyemiyor. Öğrendim, Enis’in yaptığı programları kaldırabilecek 6 inç laptop aldım (Çok fazla yanlış var bu cümlede, Enis ne habis işler çevirmişsin ya). Şimdi bir sorun yok. Benim de anladığım bir şey değil. Bir çok sitelerden Google’den bile teklif var. (Sizin gibi iyimser ve umut dolu insanlarla aynı şehirde, aynı dünyada yaşamak istiyorum)

Son olarak, Baba Getmez'e daha dikkatli olmasını, eve gelecek bir sonraki mektubun da muhtemelen Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'ndan yollanan bir davet mektubu olabileceğini, sakın ha ama sakın ha süpürge, asa ve baykuş masrafları için oğlu Enis'e para vermemesini tavsiye ederiz.

Not: Haberi bulan Baha Uygar Mitat'a teşekkürler!

24 Mayıs 2014 Cumartesi

NASA: Tek Yol Devrim

Cumhuriyet gazetesinin 9 mayıs 2014 tarihli haberi:


Her ne kadar Afrikalı çocukların ensesine NASA amblemi nakış gibi işlenerek fotoşoplamış olsa da, bu araştırma NASA'ya veya NASA bünyesinde bir çalışana ait değil. Araştırmayı yapan University of Maryland'de akademisyen Dr. Safa Motesharrei'ye destek veren fonlar arasında NASA fonları da var, bağlantı bundan ibaret.

Bahsedilen 'rapor' içerisinde burjuva veya komünizm kelimeleri geçmiyor. Araştırma, daha önce birçok farklı akademisyen tarafından da teorik olarak modellenmeye çalışılmış olan 'carrying capacity' mefhumunu türümüze -insanlara- uygulamayı amaçlıyor. Ekolojide, bir türün iç ve dış dengesizlikler olmadığı sürece, teoride sonsuza kadar dengede kalabileceği maksimum nüfusa 'carrying capacitiy' deniyor (belki Türkçeye taşıma kapasitesi olarak çevrilebilir). Bu sayıyı hesaplarken, yaşam alanı, doğal kaynaklar, yemek ve su gibi birçok değişken de hesaba katılıyor. 'Carrying capacity' değerinin altındaki nüfuslar büyümeye meyilliyken, üzerindeki nüfuslar da küçülmeye meyilli oluyor (su ve yemek yetersizliği, çıkan atıklar, doğa tahribatı ve kaynak yetersizliği gibi sebeplerle). Herhangi bir türün 'carrying capacity' değeri, nüfus içi dinamiklere ve yaşam alanına göre değişebiliyor. 

Dolayısıyla, parametrelerin doğal kaynaklar, su ve yemek olduğu bir çalışmada, 'Hayvanlık edip doğal kaynakları çarçur etmeyin' ve 'Kim Kardashian gibi yaşamayın' muadili sonuçlar çıkması şaşırtıcı değil. Kaldı ki, bu sonuçlar bir 'temenni' olarak açıklanmıyor. Artan insan nüfusunun dinamikleri a) doğal kaynakların yetersizliğinde  b) sınıf ayrımının çok sert olduğu koşullarda  c) sınıf ayrımının olmadığı fakat tüketimin çok arttığı durumlarda 'denge' halinden uzaklaşıyor ve taşıma kapasitesinde sabit kalmak yerine çöküşe geçiyor.  

Cumhuriyet gazetesi bu çalışmayı hatalı şekilde aktardıktan sonra haberi de şu cümleyle bitiriyor:
NASA çalışanları yakında kırmızı bere ile dolaşırlarsa şaşırmayalım!
Gördüğünüz gibi espriler havada uçuşuyor.
Elbette bilimi kılıfına uyduran tek gazete Cumhuriyet değil. Hatta bu yazıyı habervaktim'in aşağıdaki haberiyle taçlandıralım ki saçmalamanın evrenselliği üzerine düşünme fırsatımız doğsun:


Not: Cumhuriyet haberini getiren Özgür Can'a, Habervaktim haberini getiren Semir Beyaz'a teşekkürler.





20 Mayıs 2014 Salı

DİKKAT! Şuurunuzu Yitirebilirsiniz

Samanyolu haber sitesi, 13 Mayıs 2014'te yayınladığı sağlık haberi ile okuyanları dehşet ve paniğe sürüklüyor:






























Bu titiz çalışma için Samanyolu'na teşekkürler. Neyse ki şuur kaybı ile kastedilen, yemek zehirlenmesi belirtileri. Ne de olsa haberde yazdığı üzere ''bazı basinler sağlığı olumsuz yönde etkileyebilir''. Sağlık haberciliği vizyonu budur.


İşte az önce salladığı bir çatal marulla şuurunu kaybedeceğinden habersiz bir delikanlı:
Lütfen, LÜTFEN herkes çok dikkatli olsun.



25 Mart 2014 Salı

Kayısı Çekirdeğini Doldurmayacak Endüstri Atılımı

Yurt genelinde bilime ayrılan bütçenin önemli bir kısmının, yöresel lezzetlerin binbir derde deva olduğunu kanıtlamak için harcandığını basında yer alan haberlerde sık sık görüyoruz. Bilim-Bilmiyim'de de daha önce yer aldığı üzere, bu ligde oynayan yerli mallarımızdan gül suyu, manda yoğurdu ve malatya kayısısı medyada liderliği elden bırakmıyor. Elbette, örneğin kelaynak kuşlarına dair bilimsel araştırmaların, Kansas'ta yapılmasını beklemiyoruz. Bu nedenle yöresel ürünlerin ve endemik türlerin üniversitelerimizde araştırılmasına ancak destek olabilir, köstek olmak istemeyiz.Fakat Malatya kayısısının başarı öyküsü oldukça ürkütücü yerlere uzanıyor.

Önce kayısı çekirdeğinin kansere YÜZDE YÜZ iyileştirici etkisiyle başlayalım:



Çekirdeği ile ilgili açıklamalara bu güne kadar hiç rastlamamıştık ama kayısının neden mucizevi kanser ilacı olmadığını daha önce bu blogda işlemiştik.
Yine de bu haberde, 'kullanılmayan milli değerlerimize ağıtlar' kategorisinde görülen bütün folklorik motifleri bulmak mümkün.

1) 'Bütün dünya X değerimizin peşinde, biz kullanmıyoruz!'


2) 'X'te muazzam bir potansiyel var'



3) 'Biz hazırız...Yetkililer yardım etmiyor :('



4) 'Yo yo kendimi değil, memleketi düşünüyorum'



Ve son olarak:
5) 'Düğmeye basın. Şaha kalkar coşarım':



Kısacası Malatya İnönü Üniversitesi, Malatya kayısısını bir dünya markası yapmak üzere yemin etmiş. Konuyla ilgili başka bir haber:



Burada da Dr. Önal, kayısı çekirdeğinde bulunan B17 maddesinin kanseri önlediğini, yurt dışında ilaç olarak kullanıldığını, yabancı ülkelerin Türkiye'den kayısı çekirdeği talep ettiğini, fakat B17 üretecek tesislerin bizde bulunmadığını anlatıyor. 'Hollandalı bir iş adamıyla beraber' Malatya'ya B17 fabrikası kazandıracaklarının da kıvançla altını çiziyor.

Ne var ki, B17 adını ilk kez duyduğumuz bir madde değil.

1950lerde, B17 ve diğer adıyla laetril, Amerika'da büyük bir şişirme kampanyasıyla, kanseri yenen mucize ürün olarak raflarda yerini aldı. Okyanus ötesinde milyonlarca adet sattı, kanser hastalarının son çaresi ve umudu oldu. Halbuki, tıbbi olarak test edilmiş değildi, üstelik vitamin olmadığı halde ''B17 vitamini'' olarak pazarlanmıştı. Bir faydası olmadığı gibi zararları görüldüğünde yasaklandı, Amerika pazarında bir daha asla satılamadı, tıp literatürüne de en büyük kanser şarlatanlıklarından biri olarak geçti. Şimdi dünyanın dört bir yanında, henüz kandırılmamış insanlara çoğunlukla Çin'de üretilen B17 aynı taktikle pazarlanıyor. Bilim ve teknolojiyi geriden takip ediyor olmamız anlaşılabilir, fakat kurnazlık ve uyanıklıkta Amerika'nın 50 yıl gerisinde olmak, bu güzel ülkeye hiç mi hiç yakışmıyor.

Malatya'da fabrikası kurulacak olan B17 ile ilgili gerçekleri deştikçe, kendimizi böcekli mutfak basan Uğur Dündar gibi hissetmekten alıkoyamıyoruz. B17, zararsız bir şarlatanlık değil. Bağarsaktaki enzimler aracılığıyla metabolize ediliyor, hidrojen siyanür ve siyano serbest radikali olarak kana karışıyor (-CN). Siyanürün belirli bir dozun üzerinde vücutta ölüme varan ciddi derecede toksik etkileri olduğunu tahmin edebilirsiniz. Kayısı bademinden ayrıştırlıp yüksek dozlarda pazarlanacak olan bu madde, zaten sadece kayısı bademindeki dozajıyla dahi zehirleyici etkiye sahip. Yurtdışında, bademin (acı kayısı bademi ve diğer tür acı bademlerin) kavrulmadan satışının yasak olmasının sebebi de bu toksik metabolik etki. Ülkemizde ise, henüz fabrikası dahi kurulmadan sadece çekirdekteki B17'den ötürü kimileri ölümle sonuçlanan zehirlenme vakalarını mütemadiyen görmek mümkün:



Bir sonraki kayısı çekirdeği kırıp yeme sefanızda, lütfen aklınızda bulunsun.

Uğur Dündar ile Arena'da buluşmasını umduğumuz Dr. Önal'ın ise tek çılgın projesi B17 fabrikası değil. Kayısı çekirdeğinden 100 milyon dolarlık aktif karbon fabrikası projesi de yolda.


''Kayısı çekirdeğinden aktif karbon üretildi! İnönü Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Önal, 18 yıllık çalışma sonucunda kayısı çekirdeğinden 3 bin 120 metrekare/gram yüzey alanına sahip aktif karbon üretti.''

Bu kadar çılgın bir proje uzmanlık alanımız değil. Fakat tarımsal yan-ürünlerden aktif karbon üretmek (buna kayısı çekirdeğinin yanı sıra kütük veya zeytin çekirdeği de dahil) Dr. Önal'ın 18 yıllık çalışmalarından da önce, yaklaşık 30 sene önce İspanyalı araştırmacılar tarafından çeşitli bilimsel dergilerde basılmış araştırmalar. O günden bugüne endüstriyel olarak kullanıldı mı, astarı yüzünden pahalı geldi mi bilemeyiz. Bu projenin detaylarını Hürriyet Ekonomi'den dinlemek istemiyoruz.

Görünen o ki dünya üzerinde bir karadelik açacak olsak, bunu evrendeki tüm maddeyi Malatya kayısısı çekirdeğine sıkıştırarak yapabiliriz. Tübitak'ı iyi ki kurduk. Bakın Kıbrıs'ın yanına bir tas bırakıyorum, ülkece çekirdekleri orada biriktirelim. Kayısı çekirdeğine binip aya fırlatılmak neden rüya olsun?


Not: Şölen Ekesan ve Eylül Harputlugil'e teşekkürler.



1 Şubat 2014 Cumartesi

Beyinsizlik Özlemi

NTVMSNBC bilim haberleri sayfası 31 Ocak 2014 tarihli haber başlığı:

''2400 DİLİME AYRILAN BEYİN BULUTA AKTARILDI''


''...ölümüne kadar sayısız deneye konu olan Henry Molaison, bulut ortamında ölümsüzlüğe ulaştı.''

Rahmetlinin ölümsüzlüğe ulaştığı ortam tahmin edebileceğiniz gibi dijital bulut (cloud) ortamı, NTVMSNBC'nin açıklamaya gerek duymadığı post modern bir miraç değil.  

Haberi getiren Semir Beyaz'a teşekkürler.




12 Ocak 2014 Pazar

Entel Kadın Hastalıkları Araştırma Enstitüsü

Mahvettiniz hayatlarınızı, entelektüel kadınlar.
İki satır T.S. Eliot okuyacağım, mor kazak giyip filtre kahve içeceğim derken, sonunda sağlığınızdan da oldunuz.
Mahvettiniz hayatlarınızı, ve bizim kaliteli toplum düzenimizi, entelektüel kadınlar. 

Bugün konumuz, sağlık konusunda halkımızı bilgilendirmeyi kendıne görev edinmiş medyamızdan, Türkiye'nin kanayan yarası olan hastalıklı entelektüel kadınlar üzerine bir seçki. 

Önce, Vatan'dan gelsin:

Sonra da  Milliyet'ten:





PMS ENTELEKTÜEL KADININ HASTALIĞIDIR...köyde koyun güden, akşama kadar mısır tarlasında çalışan kadınlarda PMS olduğunu pek görmeyiz.

Köyde koyun güden, mısır tarlasında çalışan aptal kadınlar! Kafalar boş olduğu için stres yapmıyorsunuz, en azından sağlıklısınız, anladınız değil mi? 
Şehir hayatının genel olarak daha stresli bir ortam sunduğunu, stresin insan sağlığına olumsuz etkileri olabileceğini inkar edemeyiz. Adet öncesi gerginlik sendromu olarak da bilinen PMS'in risk faktörüleri arasında, elbette stresli bir yaşam olabilir.
Gelgelelim şehirlerde yaşayan kadınların entelektüel, köylerde yaşayanların cahil kabul edilmesi aymazlığına. Marksist devrim olduğunda kelleniz koparılsın mı istiyorsunuz, Prof. Dr. Tansu Küçük? Buna ek olarak, köylerde yaşayan kadınların yaşamlarında sıkıntı ve stres olamaz mı? Hastaneye erişimi kısıtlı olan kadınların, adet öncesi gerginlik için gerçekten doktor görmek isteyeceğini düşünüyor musunuz? 

Eğer bir entel kadın yakınıysanız lütfen oturun. Hastamızın durumu kritik:

Entel kadının hastalığı MS erken yaşta vuruyor
Multipl Skleroz,  beyin ve omurilikteki sinir hücrelerinin bağışıklık sistemi ve çevre hücreler tarafından tahrip edilmesi sonucu meydana gelen bir hastalık. Sebeplerinin genetik ve çevresel olduğuna dair göstergeler var, hastalığın demografisinde ilgi çeken coğrafi dağılımlar da var (ekvatordan uzaklaştıkça vakaların nüfusa oranının artması gibi). Kısacası, MS'in tam olarak neden ortaya çıktığını bilmiyoruz ama sebebinin entelektüellik olmadığı kesin. 

Entel kadınların Allah'ından yeterince bulmadığını düşündüyseniz, fibromiyalji ile tanışın.



Milliyet, bu haberi bir defa vermekle yetinmek istememiş:


Hem işte hem de evde mükemmelliği yakalamak için çabalayan kadınlar, bir poşette toplanın ve kendinizi çöpe atın çünkü süper kadın oldum derken çürüdünüz.
(Fibromiyalji, gerçekten de kadınlarda çok daha yüksek oranda görülüyor. Fakat hastalığın genetik kökenli olabileceğine dair kuvvetli bulguların olduğunu, ve her ne kadar stresin tetikleyici bir faktör olduğuna dair teoriler ortaya atılmış olsa da işkolik ve mükemmeliyetçi olmanın fibromiyalji ile bağlantısının literatürde ilk defa Milliyet gazetesinde yer aldığını belirtmek gerekir.)

Ah, afedersiniz.
Süper kadın sendromu falan derken, mızmız kadınlara değinmeyi unutmuşuz. Fibromiyaljiyi bu sefer de ona yamasak olur mu? Farkederler mi ya?



Hastane kantininde geyik mi yapıyorsunuz, gazeteye demeç mi veriyorsunuz? Bugün yarın Ece Temelkuran'a birşey olsa, bunun sorumlusu siz değilsiniz de kim????

Fakat denizde kum, kadının entelinde hastalık:
Ülkemizin gazeteleri işbirliği yapmışcasına entelektüel ve çalışan kadına saldırsa da, bu tür haberlerin yarısının Milliyet'ten gelmesi oldukça tuhaf. Şüphelerin, yıl sonu terfisinde kadın iş arkadaşına çelme takmaya çalışan ve işkoliklik konusunda gözünü korkutan erkek bir Milliyet gazetesi çalışanında yoğunlaşması kaçınılmaz.

Evet, entelektüel, işkolik, mükemmeliyetçi ve şehirli erkekler, sizin tuzunuz kuru, harika gidiyorsunuz. 
Entelektüel, işkolik, mükemmeliyetçi ve şehirli kadınlar, siz birkaç sene içinde bağkur veya SSK bünyesinde yer alabilmeyi bile unutun. 
Köylüler, sizin zaten bu kulvarlarda şansınız dahi yoktu. Basit ve rahat kafa hayatınıza dönün. 

Neyse ki henüz bu hastalıkların hiçbiri bende tezahür etmedi de entelektüel olmadığımı biliyorum. Bundan sonra da tek satır okursam beni Baudelaire, Camus, Proust ve Turgut Uyar teker teker çarpsın. Canımızı pazarda bulmadık.