1 Şubat 2014 Cumartesi

Beyinsizlik Özlemi

NTVMSNBC bilim haberleri sayfası 31 Ocak 2014 tarihli haber başlığı:

''2400 DİLİME AYRILAN BEYİN BULUTA AKTARILDI''


''...ölümüne kadar sayısız deneye konu olan Henry Molaison, bulut ortamında ölümsüzlüğe ulaştı.''

Rahmetlinin ölümsüzlüğe ulaştığı ortam tahmin edebileceğiniz gibi dijital bulut (cloud) ortamı, NTVMSNBC'nin açıklamaya gerek duymadığı post modern bir miraç değil.  

Haberi getiren Semir Beyaz'a teşekkürler.




12 Ocak 2014 Pazar

Entel Kadın Hastalıkları Araştırma Enstitüsü

Mahvettiniz hayatlarınızı, entelektüel kadınlar.
İki satır T.S. Eliot okuyacağım, mor kazak giyip filtre kahve içeceğim derken, sonunda sağlığınızdan da oldunuz.
Mahvettiniz hayatlarınızı, ve bizim kaliteli toplum düzenimizi, entelektüel kadınlar. 

Bugün konumuz, sağlık konusunda halkımızı bilgilendirmeyi kendıne görev edinmiş medyamızdan, Türkiye'nin kanayan yarası olan hastalıklı entelektüel kadınlar üzerine bir seçki. 

Önce, Vatan'dan gelsin:

Sonra da  Milliyet'ten:





PMS ENTELEKTÜEL KADININ HASTALIĞIDIR...köyde koyun güden, akşama kadar mısır tarlasında çalışan kadınlarda PMS olduğunu pek görmeyiz.

Köyde koyun güden, mısır tarlasında çalışan aptal kadınlar! Kafalar boş olduğu için stres yapmıyorsunuz, en azından sağlıklısınız, anladınız değil mi? 
Şehir hayatının genel olarak daha stresli bir ortam sunduğunu, stresin insan sağlığına olumsuz etkileri olabileceğini inkar edemeyiz. Adet öncesi gerginlik sendromu olarak da bilinen PMS'in risk faktörüleri arasında, elbette stresli bir yaşam olabilir.
Gelgelelim şehirlerde yaşayan kadınların entelektüel, köylerde yaşayanların cahil kabul edilmesi aymazlığına. Marksist devrim olduğunda kelleniz koparılsın mı istiyorsunuz, Prof. Dr. Tansu Küçük? Buna ek olarak, köylerde yaşayan kadınların yaşamlarında sıkıntı ve stres olamaz mı? Hastaneye erişimi kısıtlı olan kadınların, adet öncesi gerginlik için gerçekten doktor görmek isteyeceğini düşünüyor musunuz? 

Eğer bir entel kadın yakınıysanız lütfen oturun. Hastamızın durumu kritik:

Entel kadının hastalığı MS erken yaşta vuruyor
Multipl Skleroz,  beyin ve omurilikteki sinir hücrelerinin bağışıklık sistemi ve çevre hücreler tarafından tahrip edilmesi sonucu meydana gelen bir hastalık. Sebeplerinin genetik ve çevresel olduğuna dair göstergeler var, hastalığın demografisinde ilgi çeken coğrafi dağılımlar da var (ekvatordan uzaklaştıkça vakaların nüfusa oranının artması gibi). Kısacası, MS'in tam olarak neden ortaya çıktığını bilmiyoruz ama sebebinin entelektüellik olmadığı kesin. 

Entel kadınların Allah'ından yeterince bulmadığını düşündüyseniz, fibromiyalji ile tanışın.



Milliyet, bu haberi bir defa vermekle yetinmek istememiş:


Hem işte hem de evde mükemmelliği yakalamak için çabalayan kadınlar, bir poşette toplanın ve kendinizi çöpe atın çünkü süper kadın oldum derken çürüdünüz.
(Fibromiyalji, gerçekten de kadınlarda çok daha yüksek oranda görülüyor. Fakat hastalığın genetik kökenli olabileceğine dair kuvvetli bulguların olduğunu, ve her ne kadar stresin tetikleyici bir faktör olduğuna dair teoriler ortaya atılmış olsa da işkolik ve mükemmeliyetçi olmanın fibromiyalji ile bağlantısının literatürde ilk defa Milliyet gazetesinde yer aldığını belirtmek gerekir.)

Ah, afedersiniz.
Süper kadın sendromu falan derken, mızmız kadınlara değinmeyi unutmuşuz. Fibromiyaljiyi bu sefer de ona yamasak olur mu? Farkederler mi ya?



Hastane kantininde geyik mi yapıyorsunuz, gazeteye demeç mi veriyorsunuz? Bugün yarın Ece Temelkuran'a birşey olsa, bunun sorumlusu siz değilsiniz de kim????

Fakat denizde kum, kadının entelinde hastalık:
Ülkemizin gazeteleri işbirliği yapmışcasına entelektüel ve çalışan kadına saldırsa da, bu tür haberlerin yarısının Milliyet'ten gelmesi oldukça tuhaf. Şüphelerin, yıl sonu terfisinde kadın iş arkadaşına çelme takmaya çalışan ve işkoliklik konusunda gözünü korkutan erkek bir Milliyet gazetesi çalışanında yoğunlaşması kaçınılmaz.

Evet, entelektüel, işkolik, mükemmeliyetçi ve şehirli erkekler, sizin tuzunuz kuru, harika gidiyorsunuz. 
Entelektüel, işkolik, mükemmeliyetçi ve şehirli kadınlar, siz birkaç sene içinde bağkur veya SSK bünyesinde yer alabilmeyi bile unutun. 
Köylüler, sizin zaten bu kulvarlarda şansınız dahi yoktu. Basit ve rahat kafa hayatınıza dönün. 

Neyse ki henüz bu hastalıkların hiçbiri bende tezahür etmedi de entelektüel olmadığımı biliyorum. Bundan sonra da tek satır okursam beni Baudelaire, Camus, Proust ve Turgut Uyar teker teker çarpsın. Canımızı pazarda bulmadık.








6 Ocak 2014 Pazartesi

Sabah Gazetesi ile Işıldayan Tertemiz Genler


Sabah Gazetesi 6 Ocak 2014 tarihli haberiyle bizlere Genetik teknolojisinin geldiği hayranlık uyandırıcı noktayı muştuluyor. Tam olarak hangi noktaya gelindiğini aslında onların da anlamamış olması üzücü.

Konya'da akraba evliliği yapan bir çiftin ilk çocukları, bu tür evliliklerde sıkça görüldüğü üzere, otozomal çekinik bir genetik hastalık ile doğmuş. İkinci çocukları için endişe eden çifte tüp bebek tedavisi yapılıyor.
Devamını Sabah'tan dinleyelim:
GENLERİNDEKİ HASTALIK TEMİZLENEREK DOĞDULAR
Konya'da çocukları genetik bir hastalıkla dünyaya gelen Avcı çifti yeniden bebek sahibi olmak istedi. Genetiği ayıklanmış 2 embriyo anne rahmine yerleştirildi ve ikizler dünyaya geldi.
İlahi Sabah. Herhangi bir haberinizi ciddiye alacak olsak, genlerin temizlendiğini veya kılçık gibi ayıklandığını düşünüp kendi kendimize boş yere coşacağız. Söz konusu işlem, mevcut genlerin embriyolardan temizlenmesi veya ayıklanması değil, tüp bebek tedavisi sırasında farklı genetik  kombinasyonlara sahip embriyolar arasından, hastalığa sebep olan mutasyonu iki kopya olarak taşımayanların seçilmesidir.

'Genetik geleceğin mesleği!' diye gazı verdiğiniz nesil artık çoluk çocuk sahibi olacak yaşa geldi, Türkiye'de olmasa bile dünyada temel genetik bilgisi artık genel kültürün bir parçası. Sabah gazetesinin sağlık haberlerini hala ninelerimiz mi hazırlıyor?

Bu arada haberde söz ettikleri ataksi telenjiektazi hastalığının, ATM isimli gendeki bir mutasyondan dolayı meydana geldiğini, bu genin diziliminin anne baba ve hastalığı taşıyan çocukta çıkartılarak, sağlıklı dizilime sahip olan embriyoların bu şekilde seçilebileceğini Sabah kayda değer bulmadığı için yazmamış. Gen dizilimi okunmasında meydana gelen en son teknolojik gelişmeler, tüp bebek tedavisinde sağlıklı embriyonun seçilmesi dahil, birçok farklı sağlık avantajı sağlıyor.








4 Aralık 2013 Çarşamba

Başarı İsminizde Gizli

Geçtiğimiz günlerde Hürriyet gazetesindeki bir fotogaleri, çok büyük bir iddia ile açıldı:
İsmin hiç bilimi, ilimi olur mu! Olur. 1950’den beri hayatımızda olan isim bilimi, isimlerin hayatımızdaki pozitif ve negatif etkilerini istatistikî raporlar tutarak inceliyor.
 Tamam. Bu gece burada kamp yapabiliriz.
Kemal Haluk Cebe, işinde uzman ‘İsim Koçları’ yetiştiriyor. [...] Cebe’ye göre ismimiz hayatımızı, sağlığımızı, kariyerimizi hatta aşk hayatımızı bile etkiliyor. Etki oranları da az değil! isminiz %60, göbek adınız %10, soyadınız da %30 oranda hayatınızı etkiliyor. Cebe; “Kuantum felsefesine göre her şey titreşimden ibarettir. Kişiye ismiyle hitap ettiğimiz zaman harflerin titreşimleri hem evrene hem de hitap ettiğimiz kişiye çarpıyor. Bu da kişiler üzerinde olumlu veya olumsuz etki bırakıyor” diyor. “Mesela ‘-e’ harfi çoksa boğaz yolları ve trioid etkilenir, ‘-a’ harfi çoksa kan tablosu bozulur” diyor.
Hayat, doğum ve nefes koçlarından sonra gündemdeki eksikliği ekseriyetle hissedilen isim koçları, diğer koçdaşları gibi kuantum felsefesini öğretilerine dahil etmeyi unutmamışlar. Kuantum fiziğinin sözde-bilimciler tarafından 'hepimiz anlamış gibi yaparsak kimse sorgulamaz' felsefesine dönüştürüldüğü ve her muhabbete meze olduğunu daha önce Bilim-Bilmiyim'de görmüştük. Evet kuantum felsefesinde harfiyen yazdığı üzere, isminizdeki harfler titreşip evrene ve hitap ettiğiniz kişiye çarpıyor. ŞU ÇOCUKLARA SERT ÜNSÜZ İSİMLER KOYMAYIN ARTIK! Yumuşak ünsüzlerle devam edelim.

Hürriyet isim biliminin inceliklerini daha iyi kavrayabilmeniz için görseller de hazırlamış, sonuçta bu bir foto galeri:

Harflerin önemini anlatan eşsiz bir çalışma, harf ağacı:

İsim biliminin inceliklerine değinen çok açıklayıcı bir görsel, alfabe:
Daha çok harf:

İsimlerindeki harflerden memnun olan çocuklar:
Odayı istila etmek üzere olan harflere tedirginlikle bakan ve 'hayatımı mahvettiniz' diyen adam:

Son olarak, aralarında B6 ve B1 de olduğu için bir vitamin görseli olduğunu tahmin ettiğimiz, fakat haberi hazırlayan kimse tarafından sorgulanmayan ve tamamen normal karşılanan, tavadan fışkıran harfler:
Kendisinden 'isim doktoru' olarak bahseden Cebe'nin diğer gözlemleri şöyle:
 Cebe’den isimlerin titreşimi olduğunu, tıpkı bir musiki nağmesi gibi titreşim yaydıklarını ve 11 yıllık çalışması sonucunda harflerin notalarını tespit ettiğini öğreniyorum. Yani eğer bebeğiniz varsa ve biraz da huzursuzsa ona ninni söylemeyi deneyebilirsiniz. Çünkü bebeklerin sözcükleri bilip bilmemeleri önemli değil, önemli olan sözcüklerin ve harflerin titreşimleri.
11 yıllık bir çalışmanın ürünü olan ninni postulatı'nı zorlamak istemeyiz ama eğer bebeğiniz ninni ile sakinleşiyorsa, bu harflerin musiki nağmesi gibi titreşmelerinden değil, ninninin de bizzat musiki olmasından dolayı olabilir mi? Neyse, devam edelim çünkü okumaya doyamıyorum:
“Önce kariyer” diyenlerdenseniz yine harflere kulak vermenizi öneriyor. Bakın hangi harf hangi meslek dalında başarıyı temsil ediyor; ‘S – mimar, mühendis, N – yazar, gazeteci, M – finans, pazarlama, serbest ticaret, C – güzel sanatlar, isminiz ‘-P’ harfiyle başlıyorsa ya da isminizde ‘-P’ harfi varsa yaşadınız tüm meslek dallarında başarıyı yakalayabiliriniz.’ 
ALLAH KAHRETSİN. Pilim-Pilmiyim olarak değiştiriyorum blogun ismini.
Haberin bir sonraki bölümü, isimler üzerinden siyasi analizlere kayıyor:

TÜRKİYE – MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Son derece uyumlu... Titreşimleri son derece yüksek. Çok büyük güçlülüğü göstermekte.

TÜRKİYE - SURİYE
Örf adet gelenekle içi içe geçmiş. Türkiye gerçeği, Suriye hayali temsil etmektedir.


TÜRKİYE – ALMANYA
Hiçbir şekilde uyumu olmayan ülke gurubundadır.

TÜRKİYE – KUZEY IRAK
Uyumları mevcut diyalog içinde olabilir.


RECEP TAYYİP ERDOĞAN – BEŞŞAR ESAD
İsimler arasında çelişki çok.


Evet bu kadar sosyal bilim yeter. Adına bilim denen, yani deneysel metodlar veya gözlem ile evrenin yapısını sistematik olarak inceleyen entellektüel arayış olan isim bilimine geri dönelim.İşte çocuğunuzun isminde yer alabilecek harflerin listesi:

A– 2’den fazla olmamalı

B- Konabilir. Sezgiler güçlü olur

C- Şart değil

D- Olabilir. Hırsı getirir.

E- Olmasa daha iyi olur en fazla 1 adet soyadında varsa, hiç olmasın

F- Uygundur 


G- 1 Tane iyi olur.

H- Olmazsa olur

I–İ- olmazsa olur

J- Çok uygun değil

K- Olursa en az 1 tane çok iyi olur.

L- olabilir 


M- 1 adet olması iyi. Ama sağ veya solunda a muhakkak olsun

N– Fena değil

O- olabilir

Ö- Olmazsa daha iyi

P- Olabilir

R- Olmasa da olur 


S-Ş- olursa iyi olur

T- Tercih edilmez

U- 1 tane geçmemek kaydıyla olur

Ü- Konmasa daha iyi olur.

V- Çok elzem değil.

Y- Duruma göre konabilir. Ama olmazsa daha iyi olur

Z- 1 tane olursa daha iyi. 


Bu listede çok büyük sorunlar var. Öncelikle, bilimsel metodoloji iddiasıyla yola çıkmış bu disiplinde, 'olmasa da olur', 'fena değil..' 'ŞART DEĞİL' gibi lakayt tanımlar görmek bizi üzüyor. Daha da önemlisi, bu harflerin fonetik olarak mı, harf olarak mı ele alınması gerektiğini anlamadık. Bazı dillerde iki ayrı harf olarak temsil edilmeyen ayrı seslere yaklaşımımız nasıl olmalı? Yazılışı fonetik olmayan dillerdeki okunmayan harfleri, ek ses olarak değerlendirmeli miyiz? Çince gibi tonal dillerde, ton farklarının isim bilimindeki yeri nedir? Bu hipotezin evrenselliği konusunda daha ne kadar vakit kaybedebiliriz? Bütün bunların yanında, çocuğumuzun isminde bulunması 'uygun' olan harfler çok kısıtlı: B, D, F, L, N, O, P, S, Ş, ve duruma göre Y (ama olmazsa daha iyi olur). Uygun olan ve varlığı lüzumsuz görülmeyen tek ünlü harf, O. Türkçe bu sorunun üstesinden gelebilecek mi?
Girizgahtaki soruyu baştan soralım.
İsmin hiç bilimi, ilimi olur mu!
Olmaz.
Bugün doğacak çocuklara isim önerileri: kız için PBDFL, erkek için OBDLRR. R'ler olmasa da olur.

Not: Haberi gammazlayan Cem Şengel ve Yetkin Yılmaz'a teşekkürler!





25 Kasım 2013 Pazartesi

Cami Temelinden Dinozor Çıktı

''Köylerinde yapımına başlanan caminin temelinin kazılması sırasında fosile rastlandığına değinen Koçak “70-80 yaşındaki insanlara gösterdik ama onlarda hangi hayvana ait olduğunu bilemediler. Bizde bu fosili şimdilik derneğimizde sergiliyoruz. Fosili görmek için her gün çok sayıda vatandaş geliyor” dedi.''
Radikal gazetesi, yaklaşık son 1 senedir bilim sayfasını -yani blogumuzun en verimli ekmek kapılarından birini- kapatmıştı. Bu kapı, geçen hafta Radikal'in paleontoloji camiasına bomba gibi düşen haberiyle adeta kırılarak açıldı. Eski alışkanlıklar bir gazetenin yakasını kolay kolay bırakmaz:


Ankara'nın Çubuk ilçesinde bir cami inşaatının temelinde bulunan hayvan iskeleti, tahminen sadece sahip olduğu iki görünür vasıf yüzünden, yani iskelet olduğu için ve bir hayvana ait olduğu için cami imamı ve Radikal gazetesi otoritelerince dinozor fosili olarak sınıflandırılıyor. Bu sınıflandırmada kriterlerin ne olduğunu merak ediyorsanız, sayfanın başındaki alıntıda yazıldığı gibi, 70-80 yaşındaki yaşlılara sorulması ve bir cevap alınamaması.

Bu dinozor fosilini bilimsel olarak çekici yapan tek şey, 65 milyon yıldır cehennemin dibinde olup, yeryüzüne Ankara'nın Çubuk ilçesinde çıkmaya karar vermesi.

Bilim konusunda Radikal'den daha fazla donanımlı olanlar (uçuk bir seviye değil), ülkemiz coğrafyasında bulunan bir fosilin kemik doku dahil çok fazla organik madde içeremeyeceğini, 65 milyon yıllık hayvan iskeletinin allı pullu yek pare olarak yerin 10 metre altında durmayacağını tahmin edebilirler. Yine de bu yazıyı kısa kesiyoruz, RADİKAL'İ ÖZLEMİŞİZ. Üzerine gitmeyelim.

Haberi getiren Bilgin Ersözlü ve Semir Beyaz'a teşekkürler!




11 Kasım 2013 Pazartesi

Bilim Namusu KANITLADI !!!

Hürriyet Planet, 23 Mayıs 2013 tarihli bu haberle, algının kapılarının mühürlenmiş olduğu apayrı bir planetten dünyamıza sesleniyor:
Çocuklar, annenin ilk sevgilisi [dahil] olmak üzere önceden ilişki yaşadığı erkeklere benzeyebilir.
 ...ilk cinsel birleşmenin insan DNA’sında ömür boyu genetik iz bıraktığını iddia eden kuantum genetiği doktoru Pyotor Garyaev, Hürriyet’e konuştu. 



KUANTUM GENETİĞİ menşeli açıklamalarını Hürriyet'e birer birer aktaran Pyotor Garyaev'e güvenmemiz için hiçbir sebep yok, çünkü kuantum genetiği diye bir alan yok. Üstelik haberin alt metni 'çocuk yapacağınız kadın daha önce başkalarıyla beraber olduysa, kimin çocuğunu dünyaya getireceği belli olmaz...' olduğu için, FEMEN Türkiye'nin bu haberi görmesi halinde yurt genelinde açılan memelerin sağanak yağış halini alması kaçınılmaz. Öte yandan, ülkemizdeki ahlak ve namus tartışmalarına kuantum mekaniği ve genetik bilimini hala dahil etmemiş olmamız şaşkınlık vericiydi ve vakti gelmişti.

Hürriyet Planet'in, yine planetimizin derinliklerinde bulup konuştuğu Rus Profesör Doktor Pyotor Garyaev, bu kavrama 'Telegoni' ismini vermiş. Çocukların anne ve babalarına benzemediği durumları, bu 'ilk erkek' teorisiyle açıklıyor. Ne var ki, bu teori orjinal bir teori değil. Modern genetik bilimi doğmadan önce telegoni, bugün çekiniklik dediğimiz kalıtımsal durumları açıklamak için kullanılıyordu.

Kahverengi gözlü anne ve babanın mavi gözlü bir çocuk sahibi olması, annenin 90'lı yıllarını Ercan Saatçi ile geçirdiği anlamına gelmez (geçirdiyse de sağlık olsun), fakat anne ve babanın mavi gözlülük için taşıyıcı olduğunu gösterir. Telegoni, Aristo'dan beri bu durumu Ercan Saatçi'ye atfediyor. Halbuki, 19. yy sonrasında kalıtımsal mekanizmaların çözülmesiyle telegoni teorisi çoktan çökertildi. ''Aristo'dan iyi mi bileceksin?!'' diyenler için, Aristo'nun embriyoloji bilimine kattığı çok önemli buluşlarının yanısıra, embryonik gelişim ile ilgili çok yanlış  teoriler ortaya koyduğunu da ekleyelim (Örneğin, embryonik oluşumun sperm ve adet kanı birleşimiyle başladığını iddia etmesi, veya, duygu ve düşüncelerin kalp ile yönetildiğini, beynin sadece bir ısı kontrol merkezi olduğunu savunması).

Yanlış çıkan teoriler, elbette Aristo'yu daha kötü bir bilim insanı yapmaz. Sadece, bu bilgilere ulaşmak için gereken teknolojiye ve bilgi birikimine ancak son 300 yılda sahip olduğumuzu gösterir. Fakat Aristo'nun yanlış teorilerine 2013 yılında çöreklenmek ve yeni birşey gibi sunmak, ne Pyotor Garyaev'e, ne de Hürriyet'e yakıştı. Pardon, Garyaev'i tanımıyoruz, ama Hürriyet'e yakıştı.

Haberi okumaya devam edelim ve asrın buluşunun hikayesini Pyotor Garyaev'den dinleyelim:

“1985 yılında Moskova Genetik Enstitüsü’nde bir DNA numunesi üzerinde deney yapıyorduk. Sovyetler zamanında çok pahalı cihazın potasına numuneyi koymuş, lazer tarayıcıyla kodları kayda alıyorduk. Okuma işlemi tamamlandığında potadan numuneyi çıkardığımızda lazer tarayıcısının hâlâ sanki orada DNA örneği bulunmaya devam ediyormuş gibi sinyaller verdiğini gördük. Durumu nasıl düzeltiriz düşüncesiyle cihazın potasını sıvı azotla temizledik. Cihazı tekrar çalıştırdığımızda, her şey yoluna girmişti. Ancak birkaç saat geçtikten sonra okuyucu lazer tekrar aynı DNA varlığını göstermeye başladı. Durum bu şekil 40 gün devam etti. Yani 40 gün boyunca potada olmayan DNA hayaletini (fantom) görüntüsünü izlemeye devam etmiş olduk.”
DNA’DA BİYOMANYETİK ETKİ
Bir rastlantı soncu tespit edilen bu olayın o güne kadar bildiklerini alt üst ettiğini söyleyen Garyaev, “İşte bu olaydan sonra çalışmalarımın yönünü değiştirdim. DNA zincirinin sadece klasik anlamda madde değil, aynı zamanda biyomanyetik dalga saçma özelliği bulunduğunu anlamış oldum. Bu da zaten birçok yönüyle esrarengiz kalan kuantum fiziğinin araştırma konuları arasına giriyor” diye konuştu.

Bir defa bir DNA zincirinin kuantum etkilere maruz kalması için oldukça büyük olduğunu dahi hesaba katmasak, DNA'nın hem madde hem biyomanyetik dalga olarak hareket ettiğini ispatlamak için bu fantom anektodundan çok daha fazla kanıta ihtiyacınız var. Devam edelim:

DNA zincirinin sadece fiziki madde yapısı değil, yaydığı biyolojik dalgalarda gizli genetik koddan kaynaklandığını bir daha anımsatan Dr. Garyaev, “Kadın bedeninde bildiğiniz gibi tüm hayatı boyunca kullanılacak yumurtalar doğuştan vardır. Sayıları 500-600 olan bu yumurta hücreler ilk cinsel ilişkide fiziki olarak çocuk dünyaya getirmese bile o ilk kişinin DNA siluetini (Hologram) şeklini belleğine yerleştirmiş oluyor” açıklamasını yaptı. 
Baştan aşağı SAÇMA-SAPAN bir açıklama. Bu arada, belki de bütün beyanatın en masum hatası olarak, kadın bedeninde 500-600 değil, ergenliğe girdiğinde yaklaşık 400 000 yumurta var. 500-600 gibi bir sayı ile, ergenlikten menopoza kadar olgunluğa erişen, yani adet döneminde atılan veya döllenen, yumurtaların yaklaşık sayısı kastediliyor olmalı.

Ortada bilimsel bir bulgu ne kelime, bilimsel bir metod bile yokken, Pyotor Garyaev'in genetikte çığır açtığını iddia etmesi bizi ürküttü, Türkiye'nin reklam gücü en kuvvetli gazetesinin de bunu yemesi utandırdı. Garyaev'in onlarca youtube videosu, ve bunları şaibeli işlerine referans olarak gösteren birçok kişinin şarlatanlık girişimleri var. Bunlardan bir tanesi, daha önce Bilim-Bilmiyim'de yazdığımız, Sanem Altan'ı da çok güzel uyutan, aile matriksi hikayesi. 

Bir diğeri ve daha korkuncu, ahlakçılığını bilimsel temellere dayandırdığını düşünen, ve bu uğurda Garyaev'i ve Hürriyet Planet'i kaynak olarak gösterenler. İnternette rastladığımız ve Kuran meali olduğunu iddia eden bir blog:


Kaynağın güvenilirliğini, iddiaların da doğruluğunu araştırmadan yaptığınız saçmasapan bir haber, elbette kendi iddiasını destekleyen herşeye inanma eğilimi gösterenler tarafından tepe tepe kullanılacak. Blogumuzun 'olacak o kadar' butonuna basıyor ve didaktik bir şekilde soruyoruz, beğendiniz mi yaptığınızı?

Haberi getiren Alpay Küçük'e teşekkürler.





21 Ekim 2013 Pazartesi

Dediği Hiçbir Şey Anlaşılmayan Adam

Yine Habertürk'ten, yine saçma sapan bir bilim haberi.
Ve Bilim Bilmiyim olarak ilk defa, metinden hiçbirşey anlamadık.
Habertürk de kendi haberini anlamamış olacak ki, Samsunlu matematikçi Aydın Cerit'i tanıttığı habere ''Kainatı sayılarla doldurdu'' demekle yetinmiş.



Gelin şuur ötesinden gelen bu haberin metnini beraber inceleyelim:

Samsunlu matematikçi Aydın Cerit, geliştirdiği ve "Kainatları Dolduran Sayılar" adını verdiği teorisiyle Microsoft'un kurucu Bill Gates'e meydan okudu.
Büyük sayılar ile ilgili çalışmalar yaparak git gide hedeflerini büyüttüğünü söyleyen Samsunlu matematikçi Aydın Cerit, geliştirdiği KADOS teorisi hakkında açıklamalarda bulundu. 
Cerit, "Ben sayılar üzerinde ortalama 10 yıldır çalışmalar yürütüyorum. Büyük sayılargeliştirmiştik. Bu da hedeflerimi büyüttü. Araştırmalarım sonucu kainatın çapının 156 milyar ışık yılı olduğunu tespit ettim. 156 milyar ışık yılı hacimli bir küp düşündüm. (Bu zaten üzerinde birçok grubun ve bilim insanının çalıştığı bir araştırma konusu, gözlemlenebilen evrenin çapının yaklaşık 93 milyar ışık yılı olduğu düşünülüyor. 2003 yılında basılan bir makalede 78 milyar ışık yılı rakamı, çap olduğu halde, yarıçap sanılarak bir çok kaynakta yanlış bir şekilde 156 milyar ışık yılı olarak kayıtlara geçti. Aydın Cerit'in de bu ikincil yanlış kaynaklara bakarak 156 dediğini düşünüyoruz.)

O hacme ne kadar rakam sığabilirdi düşündüm. Yani bir santime 3 rakam sığabilir. (Bir saniye, bir santime üç rakam sığması ne demek? Hangi fontla yazılıyor?) Bu rakamları hesapladım bu ortalama 10 üstü 3 tane rakam sığdı. (Yani 1000?) Bu da 10 dotrigintilyon yapıyor (Kaç?!). 450 basamaklı bir üs oluşturdum. 


Bu da 114 senoktokatrilyon 17 senseptenkatragintrilyon (neler oluyor ya?) diye devam eden 388 milyar 725 milyon 226 bin 999 şeklinde tüm rakamları belli bir üs tamamladım. Bunu onun kuvvetinde yazıp bir eksilttiğim zaman ortaya çıkan 9'ların sayısı da yine de 114 senoktokatrilyon oldu. (9'lar ne zaman ortaya çıktı?)


Demek ki bu sayı bir kainatı doldurmayacağı gibi 10 üstü 320 kainatı dolduracak bir sayı oldu. Bu sayınında 2 bin 501 bir sağ komşusuna giderek bin 250 sayıdan asal olmayanı da eledim (Sağ komşu mu? İpin ucunu tamamen kaçırdık). Geriye 84 sayı kaldı (Tamam, tamam inanıyoruz). Sonuç olarak hesaplamaların gereği kainatları dolduran sayıların anlamına da KADOS dedim. (Çok da güzel bir isim olmuş, araştırmalarınız, uslubunuz harika. Gelecek seçimlerde oyum size)


Habertürk'e bir sorumuz var: Bu haberi hazırlayanlar ve editör dahil, bir kişi bile tekrar okudu mu?

Fakat bu, matematikçi Aydın Cerit'in ilk vukuatı değil. Kendisi Bill Gates'e kafa tutmadan önce, ödüllü yarışmalar da düzenliyordu.

Hazırladığı soruyu çözene, yat:


'Beni deniz tutar' diyenlere, 1 milyon dolar:



Ve hatta muhatabınız Avrupa Birliğiyse, soruyu çözemeyenler Türkiye'yi AB'ye almak zorunda kalacak:




AB'nin tüm üye ülkeleri için 5 ay süre veriyorum. Eğer bu süre içinde sorumu çözemezlerse Türkiye'yi AB tam üye olarak almalarını talep ediyorum.
Bu tehditin Türkiye'nin son 5 yıldaki bütün AB politikalarından daha başarılı olduğu kesin. Egemen Bağış ile iletişime geçilmeli, gerekirse ödül miktarı da büyütülmeli.

Not: Haberi gammazlayan Ali İkiz, Burak Gökhan Ayaz, Turgay Gülay, Serdar Başeğmez, teşekkürler!