11 Kasım 2013 Pazartesi

Bilim Namusu KANITLADI !!!

Hürriyet Planet, 23 Mayıs 2013 tarihli bu haberle, algının kapılarının mühürlenmiş olduğu apayrı bir planetten dünyamıza sesleniyor:
Çocuklar, annenin ilk sevgilisi [dahil] olmak üzere önceden ilişki yaşadığı erkeklere benzeyebilir.
 ...ilk cinsel birleşmenin insan DNA’sında ömür boyu genetik iz bıraktığını iddia eden kuantum genetiği doktoru Pyotor Garyaev, Hürriyet’e konuştu. 



KUANTUM GENETİĞİ menşeli açıklamalarını Hürriyet'e birer birer aktaran Pyotor Garyaev'e güvenmemiz için hiçbir sebep yok, çünkü kuantum genetiği diye bir alan yok. Üstelik haberin alt metni 'çocuk yapacağınız kadın daha önce başkalarıyla beraber olduysa, kimin çocuğunu dünyaya getireceği belli olmaz...' olduğu için, FEMEN Türkiye'nin bu haberi görmesi halinde yurt genelinde açılan memelerin sağanak yağış halini alması kaçınılmaz. Öte yandan, ülkemizdeki ahlak ve namus tartışmalarına kuantum mekaniği ve genetik bilimini hala dahil etmemiş olmamız şaşkınlık vericiydi ve vakti gelmişti.

Hürriyet Planet'in, yine planetimizin derinliklerinde bulup konuştuğu Rus Profesör Doktor Pyotor Garyaev, bu kavrama 'Telegoni' ismini vermiş. Çocukların anne ve babalarına benzemediği durumları, bu 'ilk erkek' teorisiyle açıklıyor. Ne var ki, bu teori orjinal bir teori değil. Modern genetik bilimi doğmadan önce telegoni, bugün çekiniklik dediğimiz kalıtımsal durumları açıklamak için kullanılıyordu.

Kahverengi gözlü anne ve babanın mavi gözlü bir çocuk sahibi olması, annenin 90'lı yıllarını Ercan Saatçi ile geçirdiği anlamına gelmez (geçirdiyse de sağlık olsun), fakat anne ve babanın mavi gözlülük için taşıyıcı olduğunu gösterir. Telegoni, Aristo'dan beri bu durumu Ercan Saatçi'ye atfediyor. Halbuki, 19. yy sonrasında kalıtımsal mekanizmaların çözülmesiyle telegoni teorisi çoktan çökertildi. ''Aristo'dan iyi mi bileceksin?!'' diyenler için, Aristo'nun embriyoloji bilimine kattığı çok önemli buluşlarının yanısıra, embryonik gelişim ile ilgili çok yanlış  teoriler ortaya koyduğunu da ekleyelim (Örneğin, embryonik oluşumun sperm ve adet kanı birleşimiyle başladığını iddia etmesi, veya, duygu ve düşüncelerin kalp ile yönetildiğini, beynin sadece bir ısı kontrol merkezi olduğunu savunması).

Yanlış çıkan teoriler, elbette Aristo'yu daha kötü bir bilim insanı yapmaz. Sadece, bu bilgilere ulaşmak için gereken teknolojiye ve bilgi birikimine ancak son 300 yılda sahip olduğumuzu gösterir. Fakat Aristo'nun yanlış teorilerine 2013 yılında çöreklenmek ve yeni birşey gibi sunmak, ne Pyotor Garyaev'e, ne de Hürriyet'e yakıştı. Pardon, Garyaev'i tanımıyoruz, ama Hürriyet'e yakıştı.

Haberi okumaya devam edelim ve asrın buluşunun hikayesini Pyotor Garyaev'den dinleyelim:

“1985 yılında Moskova Genetik Enstitüsü’nde bir DNA numunesi üzerinde deney yapıyorduk. Sovyetler zamanında çok pahalı cihazın potasına numuneyi koymuş, lazer tarayıcıyla kodları kayda alıyorduk. Okuma işlemi tamamlandığında potadan numuneyi çıkardığımızda lazer tarayıcısının hâlâ sanki orada DNA örneği bulunmaya devam ediyormuş gibi sinyaller verdiğini gördük. Durumu nasıl düzeltiriz düşüncesiyle cihazın potasını sıvı azotla temizledik. Cihazı tekrar çalıştırdığımızda, her şey yoluna girmişti. Ancak birkaç saat geçtikten sonra okuyucu lazer tekrar aynı DNA varlığını göstermeye başladı. Durum bu şekil 40 gün devam etti. Yani 40 gün boyunca potada olmayan DNA hayaletini (fantom) görüntüsünü izlemeye devam etmiş olduk.”
DNA’DA BİYOMANYETİK ETKİ
Bir rastlantı soncu tespit edilen bu olayın o güne kadar bildiklerini alt üst ettiğini söyleyen Garyaev, “İşte bu olaydan sonra çalışmalarımın yönünü değiştirdim. DNA zincirinin sadece klasik anlamda madde değil, aynı zamanda biyomanyetik dalga saçma özelliği bulunduğunu anlamış oldum. Bu da zaten birçok yönüyle esrarengiz kalan kuantum fiziğinin araştırma konuları arasına giriyor” diye konuştu.

Bir defa bir DNA zincirinin kuantum etkilere maruz kalması için oldukça büyük olduğunu dahi hesaba katmasak, DNA'nın hem madde hem biyomanyetik dalga olarak hareket ettiğini ispatlamak için bu fantom anektodundan çok daha fazla kanıta ihtiyacınız var. Devam edelim:

DNA zincirinin sadece fiziki madde yapısı değil, yaydığı biyolojik dalgalarda gizli genetik koddan kaynaklandığını bir daha anımsatan Dr. Garyaev, “Kadın bedeninde bildiğiniz gibi tüm hayatı boyunca kullanılacak yumurtalar doğuştan vardır. Sayıları 500-600 olan bu yumurta hücreler ilk cinsel ilişkide fiziki olarak çocuk dünyaya getirmese bile o ilk kişinin DNA siluetini (Hologram) şeklini belleğine yerleştirmiş oluyor” açıklamasını yaptı. 
Baştan aşağı SAÇMA-SAPAN bir açıklama. Bu arada, belki de bütün beyanatın en masum hatası olarak, kadın bedeninde 500-600 değil, ergenliğe girdiğinde yaklaşık 400 000 yumurta var. 500-600 gibi bir sayı ile, ergenlikten menopoza kadar olgunluğa erişen, yani adet döneminde atılan veya döllenen, yumurtaların yaklaşık sayısı kastediliyor olmalı.

Ortada bilimsel bir bulgu ne kelime, bilimsel bir metod bile yokken, Pyotor Garyaev'in genetikte çığır açtığını iddia etmesi bizi ürküttü, Türkiye'nin reklam gücü en kuvvetli gazetesinin de bunu yemesi utandırdı. Garyaev'in onlarca youtube videosu, ve bunları şaibeli işlerine referans olarak gösteren birçok kişinin şarlatanlık girişimleri var. Bunlardan bir tanesi, daha önce Bilim-Bilmiyim'de yazdığımız, Sanem Altan'ı da çok güzel uyutan, aile matriksi hikayesi. 

Bir diğeri ve daha korkuncu, ahlakçılığını bilimsel temellere dayandırdığını düşünen, ve bu uğurda Garyaev'i ve Hürriyet Planet'i kaynak olarak gösterenler. İnternette rastladığımız ve Kuran meali olduğunu iddia eden bir blog:


Kaynağın güvenilirliğini, iddiaların da doğruluğunu araştırmadan yaptığınız saçmasapan bir haber, elbette kendi iddiasını destekleyen herşeye inanma eğilimi gösterenler tarafından tepe tepe kullanılacak. Blogumuzun 'olacak o kadar' butonuna basıyor ve didaktik bir şekilde soruyoruz, beğendiniz mi yaptığınızı?

Haberi getiren Alpay Küçük'e teşekkürler.





5 yorum:

  1. Blog ismine uygun bir haber yapılmış, biliyim-bilmiyim ama hep konuşiyim :D

    YanıtlaSil
  2. "İki beyazdan siyah çocuğun doğması gibi şaşırtıcı sonuçların DNA zincirinin sadece fiziki madde yapısı değil, yaydığı biyolojik dalgalarda gizli genetik koddan kaynaklandığını bir daha anımsatan Dr. Garyaev..." şeklinde ifadenin kullanıldığı haberde (!) ilgili Hürriyet muhabiri, editör, yazı işleri ya da genel yayın yönetmeni demiyor mu ki "Hacı iyi diyorsun da bu konuda gerçekleşen, 'biz öyle duyduk' kabilinden olmayan ciddi örneklerin var mı? 2 beyazın siyah çocuğu varsa, 2 taraftan birinde 3-4-5 nesil öncesinde siyahi bir anneanne-babaanne-dede olamaz mı?"

    Bu Garyaev'e ve ona inananlara şunu sormak istiyorum:
    1- Diyelim ki kadın evlilikten önce birkaç defa cinsel birliktelik yaşadı (ya da öyle bir hayatı vardı). Evlendi ve çocuk sahibi oldu. Hepsinden ortaya karışık şekilde bir çocuk mümkün mü?
    2- Haberdeki (!) örneğimizdeki kadını ele alalım. O kadının cinsel birliktelik yaşadığı erkeğin spermi 10 yıl boyunca kıyıda köşede mi saklanmış? Kocasından çocuğu olacağı zaman kocasının sperminin etkisiyle "bekleme yapma" ya da "ilerleyelim beyler" komutuyla harekete mi geçmiş?

    Nereden baksanız elde kalıyor ve açıklamalar tatmin etmiyor. Haberin (!) sayfasındaki şu yorum şahsen hoşuma gitti: "Araştırmalara göre bir insan yeterince konsantre olur ve beynini tam olarak uçmaya kanalize edebilirse uçabilir... Komik di mi? Bence de komik. İşte bu da o kadar imkansız bir şey."

    Pyotor (ya da Peter ?) Garyaev ya da onun gibileri bağnaz Hıristiyanlığın bilimdeki temsilcileridir ve bilimi işlerine geldiği gibi kullanırlar ya da kendi batıl inançlarına uydururlar. Özellikle günümüzde hızla artan ahlak ve namus bekçiliğinde, bilhassa da okumayan araştırmayan ülkemiz halkı tarafından da delil olarak kullanılacaktır.

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. Çocuğumun, babasına yani bana değil de ilk erkeğe yani Hz. Adem'e (a.s.) benzemesi beni üzmez tam tersine gururlandırır. Tabii evrimciler haklıysa ve birbiriyle gen alışverişi yapabilen (çifleşebilen) insansı türlerin ilk erkek bireyine benziyorsa o zaman iş değişir. Başlığı ilk okuduğumda bunlar geldi aklıma... Ama devam edecek cesareti bulduktan sonra işin öyle olmadığını anladım.

    Anlamadığım kısım ise neden sadece ilk birleşmenin insan DNA’sında ömür boyu genetik iz bıraktığı hususu oldu. Sanırım kızlık zarının, atom altı partikülleri filtreleme gibi bir özelliği var.
    Bu arada sayın Pyotor Garyaev'in doktorasını tamamlayıp doktor ünvanını aldığını Hürriyet gazetesinden öğrenmek beni biraz üzdü. Kendisinin aramasını beklerdim. Hepi topu şu dünyada kaç Kuantum genetikçisi ve kaç kuantum kurutemizlemecisi (bendeniz oluyorum) var ki? irtibatı kaybetmemeliyiz. En azından 11. boyuttan bağlanabilirdi. Neyse...

    Meraba Telegonya! diyesimi getiren bu çiçeği burnunda bilim(!)dalı hakkında birşeyler söylemem gerekirse söze Richard Feynman'dan şu alıntıyla başlamak isterim;

    "Sovyetlerin Hidrojen bombasını, 'Bütün atomar birleşin! Zincirleme reaksiyonunuzdan başka kaybedeceğiniz bir şeyiniz yok!' diyerek yapmayı başardığını öğrendiğimden beri kendilerine daha bi başka gözle bakıyorum." 1953 - Filederfiya açıkları

    Sovyetlerin fizik ve biyolojik evrim konularına yaklaşımları beni hep büyülemiştir. Sanırım piskopos büyüsü diyorlar buna... İnsanların elinden dini/tanrıyı/kutsal kitapları alıp yerine aynı işlevi görecek devlet/yöneticiler/das kapital koyup bunları kutsallaştırınca aslında başladığınız yere dönüyorsunuz. Bu tür bir mistisizmin bilimi sarıp sarmalaması da uzun sürmüyor. Bu konuda özellikle soğuğa dayanıklı buğday yetiştirme çabalarını örnek gösterebiliriz.

    Sayın Pyotor Garyaev'in iyimserliğine de değinmek isterim. 1985'in parasıyla çok pahalı olan lazerli DNA İnceleme Aleti D.İ.A. -ki sovyetlerin dağılmasından sonra marketler zincirine dönüştü- söz konusu numune içinden çıkarıldığı halde ordaymış gibi incelemeye devam edince bu durumu içinden çıkılamaz bulan doktorumuz sorunun cihazın kirli olmasından kaynaklandığını düşünüyor. Zira bozuk olması imkansız. Mutlaka kirli olmalı. Evet evet! Lanet herif onu iğrenç DNA'sıyla kirletti! Ancak azotla yıkanırsa bu lekeden kurtulur! O da olmadı kan temizler!

    Bu sarsıcı olaydan sonra tüm bildikler alt üst olan (epey sarsmış) doktorumuz hızlı bir reflex ile araştırmalarının yönünü değiştiriyor ama bilimin acımasız buz dağına çarpmaktan kurtulamayıp new-age okyanusunun derin sularına batıyor. Taa ki Hürriyet ekibi onun battığı yeri bulana kadar.

    YanıtlaSil
  5. Aşağıdaki Hadisi Şerifle olan benzerliği görünce tüylerim diken diken oldu...Bilim her geçen gün İslamiyetin mükemmelliğini bir kez daha gözteriyor...

    Süleyman İbnu Yesâr anlatıyor: "Hz. Ömer radıyallahu anh, İslâm döneminde neseb iddiasında bulunanları cahiliye doğumlulara ilhak ediyordu. (Bir gün) iki kişi geldi. Her ikisi de, bir kadının çocuğunun kendisine ait olduğunu iddia ediyordu. Hz. Ömer, bir kâif çağırdı. Kâif adamlara baktı. Sonra:

    "Her ikisinin de çocukta iştirakleri var!" dedi. Hz. Ömer bu söz üzerine elindeki değneği kâife indirdi ve:

    "Nereden biliyorsun?" dedi. Sonra kadını çağırıp:

    "Bana haberini söyle!" emretti. Kadın, iki adamdan birini kastederek:

    "Şu var ya, dedi ben ailemin devesini güderken bana gelirdi ve benden ayrılmazdı. O da ben de hamilelik başladı zannettik. Sonra o benden ayrıldı. Arkadan kan aktı (âdet gördüm). Sonra da onun yerini diğeri aldı (bana temasta bulundu). Çocuğun hangisinden olduğunu bilmiyorum!" dedi. Kâif bu cevabı işitince tekbir getirdi. Hz: Ömer çocuğa dönerek:

    "Hangisini dilersen onu veli kıl!" dedi."

    Muvatta, Akdiye 22, (2, 740).

    YanıtlaSil